Alevilik Olgusu

Bilindiği üzere Alevilik, Türkiye’nin görmezlikten gelinmeyecek bir gerçeğidir. Kökleri asırlara uzayan Alevilik hakkında günümüze kadar söylenen çok şey olduğu gibi bundan sonra da söylenmeye devam edecektir.

Tarihte Babailer, Kızılbaşlar, Rafiziler, Bekta-Alevişiler gibi isimlerle anılan topluluk-lar, günümüzde Anadolu Alevileri, bazen sadece Aleviler olarak anılmaktadır. Alevilik göçe-be, ya da yarı göçebe Türkmenlerin İslâm’ı kabul etmeye başladığı l0. yüzyıldan itibaren akıp gelen uzun bir tarihi süreç içerir.(1) Alevi inancı Allah-Muhammet -Ali üçlemesi üzerine kurulmuştur.met -Ali üçlemesi üzerine kurulmuştur. Allah inancı bir ölçüde “vahdet-i vücu-da” dayalı bir yorumla kabul edilerek, O’nun âlemde ve özellikle insanda tecelli ettiğine ina-nılır. Hz.Muhammed’in peygamberliği ve Hz.Ali’nin velâyeti açık bir şekilde benimsenir. Bu arada melek, ilahi kitaplar, peygamberlik, ahiret ve kader inançları kısmen farklı yorumlarla algılanır.(2) Şunu kesin ve net olarak belirtmek gerekir ki, Alevilik İslâm dairesi içerisindedir, aksini söylemeye kimsenin hakkı yoktur. Yaklaşık l400 yıl önce ortaya çıkan bazı itilâfların bugün geldiği boyut irdelendiğinde aslında işin içerisinde başka sebeplerin olduğunu görmek rahatlıkla mümkün olabilecektir.

İslâm evrensel bir dindir. İnsanların İslâm’ı iyi anlayabilmeleri ve yorumlayabilmeleri hâlin-de Alevide bazı konuların daha net bir şekilde açıklığa kavuşacağına şüphe yoktur. Müslümanlar arasınAlevida tarihte ortaya çıkmış olan bazı görüş ayrılıkla Alevirının doğal ol-duğu ancak bunun birlik ve beraAleviberliğe engel olamayacağı bilinmelidir. Farklı mezhep-lere mensup olunması barış içinde bir arada yaşamaya bir engel değildir. Tarihe bir göz attı-ğımızda mezhep farklılıkları yüzünden MüsAlevilümanların bütün güçlerini birbirleriyle ça-lışmaya değil, çatışmaya verdiklerini açık bir şekilde görürüz. İslâm dini, kardeşliği ve birliği öngörür, bu yüzden kardeşliğe ve birliğe zarar verecek her tür eylem ve hareket yasaklanmış-tır. Türkiye nüfusunun %98’i Müslüman olmasına rağmen, insanlarımızın bildiklerini zannet-tikleri din bilgileri maalesef sözlü, kulaktan dolma bilgilerle olmuştur. Her şeyden önce bu durumu düzeltmek, Alevi olsun Sünni olsun din bilgisine sahip olmak sorunların çözümünde-ki temel şarttır.

 

Güzel ülkemiz gerek stratejik konumu gerekse tarihi misyonu ve geride bıraktığı miras itibariyle herkesin dikkatini çekmekte, iç ve dış düşmanları tarafından birtakım konular vesile

kılınarak zayıf düşürülmeye çalışılmaktadır. Etnik farklılıklar, siyasal ayrılıklar, mezhep fark-lılıkları gibi hususlar arasında bir milletin ve devletin zenginlikleri olmakla birlikte, ayterilerek, geniş halk kitleleri birbirinerılık unsuru gibi gösterilerek, geniş halk kitleleri birbi-rine düşman hâline getirilmeye çalışılmakta, milli birlik ve beraberliğimiz, devlet bütünlüğü-müz sarsılmak istenmektedir.(3)

-78-

Çağımız bilgi çağıdır ve insanlık inanılmaz bir hızla değişmekte ve gelişmektedir. Artık, kısır düşüncelerin ve tartışmaların kimseye bir fayda sağlamadığı gün gibi aşikârdır. Çünkü çözülmeye çalışılan sorunların çözülmemesinin sebebi bilgi eksikliği ve boşluğudur. Çevre-mize baktığımız zaman herkesin her konu hakkında bir fikir yürütmeye çalıştığını hatta daha da ileri giderek bazılarının kendi düşündükleri doğruymuş gibi bunu etrafındakilere kabul et-tirme çabalarının bulunduğunu görüyoruz. Maalesef Alevilik konusunda da yeterince araştır-ma yapılmamış olması baştan belirttiğimiz gibi konu ile ilgili olsun veya olmasın bol miktar-da değeri bulunmayan fikir üretilmesine neden olmuştur. Oysa Alevilik gibi ülkemizin birlik ve beraberliği açısından büyük önem taşıyan bir konunun ilmi plâtformlardan uzak ortamlarda tartışılması ve fikir yürütülmeye çalışılmasının nedenli olumsuz sonuçlar doğurabileceğini söylemeye gerek yoktur. Alevilik ile ilgili yazılıp çizilenlerin içeriğine baktığımız zaman, bunları yazanların hep kendi düşünceleri paralelinde, sanki tek doğru onların söyledikleri gi-biymiş bir üslûp kullandıklarını ve fikirlerini bu şekilde yansıttıklarını (çoğu zaman yanlı bir biçimde) görüyoruz. Bazıları Aleviliğin ayrı bir din olduğunu söylerken, bazıları kökenlerinin başka dinlere dayandığını İslâmiyet’le ilgisi bulunmadığını, materyalist bir yapısı olduğunu vb. söylemekte veya söyletmeye çalışmaktadırlar. Çünkü Alevilik, onlar için âdeta bir yaşam alanı haline gelmiştir. Bunlara Alevicilik demek daha uygun olacaktır. Asıl amaçları doğru bilgilerden yoksun mesnetsiz fikirlerle insanların aklını karıştırmak ve çıkarları doğrultusunda hareket ekmek olan bu gibi kesimlerin aslında rağbet görmediklerini biliyoruz. Ancak yine de bu tarz bir yaklaşım içerisinde olanlara kağbet görmediklerini biliyoruz. Ancak yine de bu tarz bir yaklaşım içerisinde olanlara karşı dikkatli olunması gerekir diye düşünüyoruz.

Daha önce de belirttiğimiz gibi bilgi çağına geçmiş ve inanılmaz bir hızla teknolojik ge-lişme trendi yakalamış insanoğlu artık basit ve kısır çekişmelerden uzak, daha iyi nasıl yaşa-nabilir ya da nasıl daha iyi bir uygarlık yaratılabilinir peşindedir. Bizler de bu trendi yakalamak ve ulu önderimizin hedef gösterdiği çağdaş uygarlık seviyesini yakalamamız için birbirimizle uğraşmak yerine, birlik ve dayanışma içinde çalışmaya ihtiyacımız vardır. Mez-hepsel ve etnik farklılıkları vesile ederek ayrılık yaratmak ve kaos ortamı oluşturmanın hiç kimseye hatta bunları isteyenlere dahi bir faydası olmayacağı bellidir.

Sevgili dostlar, tarih ve kültürel zenginliklere sahip, genç ve dinamik Tür-kiye’mizi büyütmek, geliştirmek için bütün malzemeye sahibiz. Tek yapmamız gereken ay-rılıkları, farklılıkları bir kenara bırakıp hiç bir çıkar gözetmeksizin dayanışmak ve bu zengin-lik içerisinde birbirimize sahip çıkmaktır. Aslında åşık Veysel’in güzel dörtlükleri her şeyi açıklıyor.

Allah birdir, Peygamber Hak

Rabbül alemindir mutlak,

Senlik Benlik nedir bırak

Söyleyim gelsin sırası

Şu âlemi yaratan bir,

O’dur külli şeye Kadir,

Alevilik Sünnilik nedir?

Menfaatir var varası

KAYNAKLAR

1. İlyas Üzüm, Günümüz Aleviliği, İSAM yayınları İstanbul l997, s.189.

2. İlyas Üzüm, Günümüz Aleviliği, İSAM yayınları İstanbul 1997 s.192

3. Prof.Dr.Cemal Sofuoğlu -Prof.Dr.Avni İlhan, Alevilik Bektaşilik Tartışması, Tür-kiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara. 1997, s.123.124

  • Alevilik Olgusu

Muharrem Ercan




Feride Laçin




Hasan Mercan




Turan Taşdelen




Mehmet Akbaba




S.Hüseyin Salman




Ali Altunbaş




Hasan Palas




Gülay Keleş




Hakan Yakar




Gürcan Çakmak




Durmuş Arduç




Muharrem Eycan




Nurettin Çoban




İsmail Özdem