Yazar : Yekta GÜNGÖR


KONU BAŞLIĞI: Yararlı Yanıt

İnanç sömürülerine doğal karşıtlığımızın gereği olarak bu konuda yayınları ve çalışmalarıyla tanınmış mühendis Güner AKÇA'nın köşemizde 24.4.2017 günü yayımladığımız yazısına gelen eleştirilere karşı istediğim yanıtına da, yararlı bilgiler içerdiği için, bugün yer veriyorum:

“Aşağıda açıklayacağım yanıtım okurlarınızı daha çok bilgilendirecektir. Bana göre konu hem ülkemizin huzura kavuşmasını, hem de “Beka”sını yakından ilgilendirmektedir. Çünkü benim ülkem, “Din” adına mahvı perişan edilmektedir. Bu sebepledir ki yanıtımın yayımlanması iyi olacaktır.

Ben bir zamanlar hemşerim merhum Demirel'in AP ve DYP'nde siyasette bulundum. O sıralarda eleştiren partili büyüğümüz, bürokraside de kısa bir süre Bakanımız olmuş, bu vesile ile kendisini tanırım. Çok dürüst ve tâviz vermez bir vatanseverdir. Ancak, söz konusu yazısında Sn. Bakan benim için; “Yazar anlaşıldığı gibi Alevidir” ifadesini kullanmıştır, oysaki ben Isparta'nın Senirkent İlçesi'nde bulunan ve “İmamlar” olarak bilinen geniş bir sülâlenin torunuyum. Benim soyum maalesef Sünniliğin bayraktarlığını uzun yıllar yapmış, ben de bilmeden “İşari” yöntemle “Sünni” olmuşum.

 

Keşke çocukluktan itibaren Kur'an'a göre Müslüman olsaymışım da mezhebim olmasaymış! Çünkü bilmeden yıllarca Muaviye'nin uyduruk dininin ibadetini yapmış, yüce Kur'an'ın emirlerine uymamışız. Keşke yıllarca “-Ben Sünni mezhebindenim” demeseymişim. Çünkü İslam dininde mezhep, tarikat, imam, hoca, hacı, şeyh, şıh, yani kısaca Allah ile kul arasında zinhar ne bir kimse, ne de bir makam yoktur. Allah korusun eğer, “-Ben falan mezheptenim” filan deseniz, dinden çıkarsınız.

Doğrudur, Kur'an'da namaz vardır, fakat kesinlikle bugün uygulandığı gibi değildir. Yüce Allah Kur'an'ın da “A'raf /55-56” surelerinde de nasıl kılınacağını târif etmektedir. Bunun dışında Yüce Kur'an'da bir daha “Namaz” sözcüğü geçmemektedir. Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa da bugün olduğu gibi bir namaz kılmamıştır. Ben bütün bunları; “Sıratı Müstakim” isimli kitabımda izah ettim. Sn. Bakanım lütfeder ve eğer okuma lütfunda bulunursa, bugüne kadar bilmediği veya yanlış bildiği doğruları öğrenme imkânına da kavuşacaktır.

 

Alevilik bir Mezhep değildir. Peygamberimiz Hz. Muhammed'in Ehli Beytinin katledilmesine yas tutanlara Alevi denilir. Alevilik bir kültürdür. Ben kesinlikle bir ırkçı değilim amma, bir gerçek var ki Türk'üm, Aleviler aynı zamanda da katıksız TÜRKTÜR. Osmanlıyı ve Türkiye'yi kuranlar Alevilerdir. Hangi Alevinin evine giderseniz gidiniz, duvarda bir Atatürk Posteri, sağında bir Türk Bayrağı, solunda da Türkçe ve Arapça birer Kur'an görürsünüz. Eğer böyle olmayan bir Alevi evi varsa; bulup gözüme sokabilirsiniz! E, şimdi ben Sn. Bakanıma soruyorum; Her yıl Ehli Beytin katledilmesine yas tutarlar, Türklüğü temsil ederler, yüceltirler, bizi Osmanlı'nın küllerinden âdeta yoktan var edip, devletimizi kuran, Allah'ın kulu ve bir birey olduğumuzu öğreten Atatürk'ümüze sahip çıkarlar. Yüce Kur'an'ı Arapça ve Türkçe okuyarak dinimizi gerçek hali ile de yaşarlar, bu hor gördüğünüz ALEVİLİĞİN nesi kötüdür? Biz bir toplumdan daha başka ne ister veya bekleriz? Bugüne kadar “Din Sünniliktir” deyip kasım kasım kasılanlar, bu görevlerin hangisini yapmışlardır? Hiç gören var mı? Keşke ben de bir Alevi olsaydım. Gerçi artık çoktandır Sünni olmadığımı söylüyor ve Rabbime tövbe ediyorum.

 

Belki burada anlatmam da tam yeri olmalıdır, benim bu İslamî araştırmalarıma bir Alevi büyüğümle sohbetim vesile olmuştur. O büyüğüm bir gün bana; “-Ben Kur'an'ın Türkçesini 11 kez okudum” dedi. Oysaki biz onlara bir Sünni gözü ile bazen “dinsiz” bile diyebiliyorduk. Halbuki adam konuyu benden iyi biliyordu, utandım ve o sohbet benim için de bir milât oldu.

Son yıllarda Türk Milleti ve Türk Devleti'ne olan düşmanlık kendisini göstermektedir, siz de muhtemelen bunu fark ediyorsunuzdur. Açıkça “-Türklüğe düşmanım” diyemeyenler, işi mezhepçiliğe indirgeyip, Alevilik üzerinden Türklükle savaşmaktadırlar, bu hususun da farkına varmamış olabilir misiniz? Sayın Bakanım, zatıâlileriyle ömrümün 30-40 yılını “fikir arkadaşlığı” ile aynı platformunda olduk, fakat bu konuda tahammülüm yoktur, çünkü; artık gerçek, bilinen bir din varken olmayan bir din, olmayan bir mezhep, yani ayrı bir din ve tarikat adına, benim cennet vatan ülkemi yok etmektedirler. Âdeta Hz. Muhammed'in tebliğ ettiği din ortadan kaldırılmış, Muaviye'nin uyduruk dini onun yerini almış. Görünen manzara aynen budur. Eğer ben ve zatıâlileriniz gibi aydınlar bu hatalara çanak tutarsak, böyle hatalar yaparsak; bir gün vatansız kalacağımız kaçınılmazdır. Bizler, ahirette Kur'an'dan hesaba çekileceğiz, bu kesindir. O halde Yüce Kur'an varken; Allah'la kullar arasında bu kadar makamlar, engeller nedendir? Neden Kur'an'ı din Allah'ı “Rab” olarak kabûl etmez de aracılar arar gezeriz? Bizim iradelerimize ne olmuş? İslâm dininin tek rehberi ve kaynağı Yüce KUR'AN var iken, bütün bu şamata niyedir? Mezhepleşen ve cemaatleşen toplumlar çökmeye mahkûmdur, yaşarken öldürenlerin silâhları mezhepçiliktir, bunun için olabilir mi? Nitekim bugün, Türk toplumunu çökertmiyorlar, yok etmiyorlar da ne yapıyorlar? Bugün toplumda küçük küçüklüğünü, büyük büyüklüğünü bilir halde mi? Toplumsal bağımızda bir zayıflama göze çarpmıyor mu?

 

Bütün bu nedenlerle muhterem büyüğüm, itiraz getirdiğiniz hususlardan; İslam'da mezhep olmadığı, Aleviliğin de bir mezhep değil “Kültür” olduğu gerçeği karşısında, konusuz kalmış. Böylece de itirazınızın da artık bir hükmü kalmamıştır.

Peygamberimiz 8 Haziran 632 yılında vefat ettiğinde yüce Kur'an'ın da tamam olduğundan bir şüphemiz herhalde yoktur.

Peki o halde; 699 yılında doğup, 767 yılında Abbasi Halifesi tarafından öldürülen muhterem İmamı Azam' ın, ölümünden de 80 sene sonra kurulan “Sünni” mezhebi, yüce Kur'an'a nasıl girebilir? Bu mümkün mü? Adam ölmüş, hayatta yok, amma adına mezhep kurulmuş haberi yok, biz bu olmayan mezhebe sıtkı sadakatle sarılıyor sahip çıkıyoruz, neden? Bu gerçek dahi size bir şey söylemiyor mu? Bunda gizli bir maksat yok mu? Neden bütün faturalar din adına Türk toplumuna çıkıyor? Yaşarken öldürenlerin silâhları hep “Mezhep, tarikat/cemaat” değil mi? Bu necaset şey iyi bir şey olsaydı, bunu yüce Allah Kur'an'ına almaz mıydı? Yoksa bizler Allah'tan da mı akıllıyız ki kabûl ediyoruz!

 

Saygıdeğer Bakanım, sizden bir büyüğüm olarak istirham ediyorum, kitabımı okumadan hüküm vermeyiniz! Ben O'cu, Bu'cu değilim, vatansever bir Kur'an Müslümanıyım. Lütfen sözünü ettiğim “Sıratı Müstakim” kitabımı okuyunuz, eminim ki kanaatiniz daha müspet olacaktır.

Bu açıklamayı okuduktan sonra saygıdeğer büyüğüm Sadi abimin de kanaatlerinde bir değişim olacağından, artık onun da mezhebi savunmayacağından eminim.”

 

BAŞSAĞLIĞI:

 

Basınımızın değerli üyelerinden sayın Doğan HEPER'i yitirmenin acısını yakınları ve sevenleri ile birlikte paylaşıyor, kendisine Tanrı' dan engin rahmet diliyorum.

Yazarın Diğer Yazıları